Gözden kaçırmayın
Ayvalık'ın Saklı Cenneti: Küçükköy'ün Perşembe Pazarı'nda Yerel Lezzet ve El Sanatları Keşfiİstanbul'un Sinema Hafızasını Aydınlatan Yolculuk
İstanbul'un sokak aralarında, bugünün modern binalarının gölgesinde kalmış, Türk sinemasının doğduğu ve büyüdüğü tarihi mekanlar yatıyor. Yeşilçam'ın altın çağına tanıklık etmiş atölyeler ve bu filmlerin ruhunu yansıtan efsanevi afişlerin tasarlandığı stüdyolar, kentin kültürel mirasının sessiz tanıkları olarak varlığını sürdürüyor.
Yeşilçam'ın Doğduğu Yer: İpek Film Stüdyosu
İstanbul'un sinema tarihinde bir dönüm noktası olan İpek Film Stüdyosu, 1930'larda Nişantaşı'nda eski bir fırın binasında kuruldu. İpekçi kardeşlerin öncülüğünde hayata geçen bu stüdyo, Türk sinemasının ilk sesli filmlerine ev sahipliği yaparak bir ilke imza attı. Muhsin Ertuğrul gibi usta yönetmenlerin çalıştığı, Vedat Ar gibi dekoratörlerin emek verdiği bu mekan, aynı zamanda Balkanlar'daki ilk sesli film stüdyosu unvanını taşıyordu.
Stüdyo, sadece yerli yapımlara değil, yabancı film projelerine de kapılarını açarak dönemin önemli bir kültür ve sanat merkezi haline gelmişti. Ancak zaman içinde bu tarihi mekan, diğer birçok atölye gibi faaliyetine son verdi ve İstanbul'un kayıp sinema hazineleri arasına karıştı.
Afişlere Hayat Veren Usta: Mengü Ertel
Sinema afişlerini bir sanat eserine dönüştüren isimlerden biri olan Mengü Ertel, grafik tasarımın Türkiye'de henüz yeni tanındığı dönemde çığır açan işlere imza attı. 1931 İstanbul doğumlu olan Ertel, kariyerine tiyatro afişleriyle başladı ve zamanla sinema dünyasının aranılan isimlerinden biri haline geldi.
Mengü Ertel'in uluslararası başarısı, 1975'te Paris'te düzenlenen Uluslararası Sinema Afişleri yarışmasında Carl Dreyer'in "Jeanne D'arc'ın Çilesi" filmi için hazırladığı afişle büyük ödülü kazanmasıyla taçlandı. Sanatçı ayrıca 1980 Moskova Olimpiyat Oyunları afiş yarışmasında bronz madalya aldı ve 1998'de Devlet Sanatçısı unvanına layık görüldü.
Unutulan Mirasın Peşinde
İpek Film Stüdyosu gibi erken dönem sinema atölyeleri, Türk sinema endüstrisinin temellerinin atıldığı önemli mekanlar olarak tarihte yerini aldı. Bu mekanlar ve Mengü Ertel gibi sanatçılar, İstanbul'un zengin sinema tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak ne yazık ki birçoğu zaman içinde ya fiziksel olarak yok oldu ya da hafızalardan silindi.
Bu tarihi mirasın izlerini sürmek, sadece bir gezi rotası olmanın ötesinde, bir kentin kültürel kimliğini anlama yolculuğudur. İstanbul'un sokaklarında dolaşırken, bu kayıp hazinelerin hikayeleri, şehrin görünmeyen katmanlarına bir pencere açar.







Yorumlar
Yorum Yap